“(O muttakiler,) kendilerine verdiğimiz her türlü rızktan (Allah yolunda) infak ederler.” Bakara 3

“…(Resulüm!) sana (hayr-u hasenat yolunda) neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaç fazlasını!..” Bakara 219

“Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.” Hadis-i Şerif

Bir üst yapı kurumu olarak dinin (İslam’ın) ruh itibariyle özü, inançta tevhit; amelde ise edep, istikamet ve merhamettir. Merhametin en kâmil tezahürü de ‘infak’tır.

Fazilet (erdem), derinlik ve zarafet sahibi insan yetiştirmek ve toplumu da bu bireylerden meydana getirerek ideal toplum ve toplum hayatı oluşturmak dinin asli gayelerindendir.  

İdeal toplumu oluşturacak insanda bulunması gereken üç vasfı şu şekilde sıralayabiliriz: Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim. Yani bunları doğru akıl (sağduyu), temiz kalp (gönül) ve üstün beğeni (estetik) olarak adlandırabilir ve bunlara kısaca doğruluk, iyilik, güzellik diyebiliriz.    

Doğruluk, iyilik ve güzellik ana başlığında sınıflayabileceğimiz kardeşlik, diğerkâmlık, paylaşma, yardımlaşma, dayanışma gibi üstün niteliklerin sebepleri her ne olursa olsun, sonuç itibariyle önce bireylerin, sonra toplumun bilinç ve gündeminden kaybolduğu, kişisel ve sosyal ilişkilerin adeta çözülme noktasına geldiği günümüzde, yukarıda zikredilen fezaili (faziletleri) önceleyen gerçek bir infak ve infak bilinci seferberliğine ihtiyaç olduğu muhakkaktır.   

Bu konuda ufkumuzu açan en önemli kaynak; Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki emir ve tavsiyelerle Asr-ı Saadet’teki örnekler olmak üzere, mesnet ve ilhamını yine Kur’an ve Sünnet’ten alan Selçuklu ve özellikle önümüzde, uzak ufuklar misali duran, ulaşılmayı ve belki de geçilmeyi bekleyen Osmanlı vakıf (erdem, iyilik, doğruluk, zarafet, nezaket ve estetik, yani infak) medeniyetidir.

Bu ise, ne menkıbedir, ne hikâyedir, ne rivayettir, ne masaldır, ne rüyadır ve ne de hayaldir.

Çünkü bu topraklar ve üzerinde yaşayanlar, ‘medeni’ bir ‘Medine’de bir keçi budunun, diğerkâmlık rikkatiyle bir gecede koca bir mahalleyi dolaşıp yine çıktığı eve döndüğü bir ‘infak medeniyeti’nin varisleridir.

Aziz halife Ömer b. Abdülaziz’in (ra) emir ve hadim olduğu dönemde, zekât ve sadaka verilecek bir kişinin bile kalmadığı o güzel toplumun ruh kökenindeki değerlerin taliplileridir.

Ecdad-ı güzinin yalnız insanî ve maddî yardımlaşma ve paylaşmayı teşekkül haline kâmilen getirmekle kalmayıp bu yardımlaşma ve paylaşmayı ortaya çıkaran değerleri, fert ve toplumun fikir ve fiilinde görünür kılan anlayışının da takipçileridir.    

Bu noktadan hareketle zikredilen değerleri önceleyen ve belki bu surette de birey ve toplumun gündem ve bilincine yerleştirmeye çalışacak bir toplum hareketi ve bunun kuruluşu ve esasen bunun bir modeli ortaya konulmalıdır.


SONUÇ

“Bu(yazıla-)nları belki de yalnızca ifade edilen düşünceleri ya da benzeri düşünceleri, evvelden kendileri de düşünmüş olanlar (hissetmek yönünden) anlayacaktır” Ludwing Wittgenstein – Tractatus –


DUA

“Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.”
Hatem’ül Enbiya (sas)

Umulur ki bu ‘hareket’, niyeti baki kalmakla birlikte hasta yatağında bir ‘Kadir Gecesi duası’ olarak kalmaktan çıkıp fikirden fiile bihakkın geçer ve hiç olmazsa bir (1) kişinin dünya ve ahiret hayatını etkiler nitelikte olumlu, faydalı bir değişime neden olur da söz konusu katkı, buna vesile olanların hanelerine sadaka-i cariye ve rıza-i ilahiye cinsinden yazılır ve inşallah ümitlerine şahitlik eder.

Ki o bir (1) kişi de herhalde nefsimiz olmalıdır.      

Umulur ki, bu proje taslağı, kısmen gerçekleşse veya hiçbir şekilde gerçekleşmese bile, kusurlarına rağmen, niyet itibariyle ind-i ilahide kabul edilir de ondan razı olunur.

Âmin.

www.infak.org - www.infaq.org