“(O muttakiler,) kendilerine verdiğimiz her türlü rızktan (Allah yolunda) infak ederler.” Bakara 3

“…(Resulüm!) sana (hayr-u hasenat yolunda) neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaç fazlasını!..” Bakara 219

“Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.” Hadis-i Şerif

Bir üst yapı kurumu olarak dinin (İslam’ın) ruh itibariyle özü, inançta tevhit; amelde ise edep, istikamet ve merhamettir. Merhametin en kâmil tezahürü de ‘infak’tır.

Fazilet (erdem), derinlik ve zarafet sahibi insan yetiştirmek ve toplumu da bu bireylerden meydana getirerek ideal toplum ve toplum hayatı oluşturmak dinin asli gayelerindendir.  

İdeal toplumu oluşturacak insanda bulunması gereken üç vasfı şu şekilde sıralayabiliriz: Akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim. Yani bunları doğru akıl (sağduyu), temiz kalp (gönül) ve üstün beğeni (estetik) olarak adlandırabilir ve bunlara kısaca doğruluk, iyilik, güzellik diyebiliriz.    

Doğruluk, iyilik ve güzellik ana başlığında sınıflayabileceğimiz kardeşlik, diğerkâmlık, paylaşma, yardımlaşma, dayanışma gibi üstün niteliklerin sebepleri her ne olursa olsun, sonuç itibariyle önce bireylerin, sonra toplumun bilinç ve gündeminden kaybolduğu, kişisel ve sosyal ilişkilerin adeta çözülme noktasına geldiği günümüzde, yukarıda zikredilen fezaili (faziletleri) önceleyen gerçek bir infak ve infak bilinci seferberliğine ihtiyaç olduğu muhakkaktır.   

Bu konuda ufkumuzu açan en önemli kaynak; Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerdeki emir ve tavsiyelerle Asr-ı Saadet’teki örnekler olmak üzere, mesnet ve ilhamını yine Kur’an ve Sünnet’ten alan Selçuklu ve özellikle önümüzde, uzak ufuklar misali duran, ulaşılmayı ve belki de geçilmeyi bekleyen Osmanlı vakıf (erdem, iyilik, doğruluk, zarafet, nezaket ve estetik, yani infak) medeniyetidir.

Bu ise, ne menkıbedir, ne hikâyedir, ne rivayettir, ne masaldır, ne rüyadır ve ne de hayaldir.

Çünkü bu topraklar ve üzerinde yaşayanlar, ‘medeni’ bir ‘Medine’de bir keçi budunun, diğerkâmlık rikkatiyle bir gecede koca bir mahalleyi dolaşıp yine çıktığı eve döndüğü bir ‘infak medeniyeti’nin varisleridir.

Aziz halife Ömer b. Abdülaziz’in (ra) emir ve hadim olduğu dönemde, zekât ve sadaka verilecek bir kişinin bile kalmadığı o güzel toplumun ruh kökenindeki değerlerin taliplileridir.

Ecdad-ı güzinin yalnız insanî ve maddî yardımlaşma ve paylaşmayı teşekkül haline kâmilen getirmekle kalmayıp bu yardımlaşma ve paylaşmayı ortaya çıkaran değerleri, fert ve toplumun fikir ve fiilinde görünür kılan anlayışının da takipçileridir.    

Bu noktadan hareketle zikredilen değerleri önceleyen ve belki bu surette de birey ve toplumun gündem ve bilincine yerleştirmeye çalışacak bir toplum hareketi ve bunun kuruluşu ve esasen bunun bir modeli ortaya konulmalıdır.


BU PROJENİN YAZILMA AMACI

‘Bünye’ içerisinde, radyodaki ‘mevcut yardım programı’ndan ve faaliyete geçirilmeye çalışılan diğer mecralardaki genişlemeden hareketle nicedir ihtiyacı hissedilen ancak ‘mevcut yardım derneklerinin klonu’ algısını oluşturacak ‘yeni bir yardım kuruluşu’nun bu şekilde kurulmasının önüne geçmek ve bunu olabildiği ölçüde ‘yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi’ne (infak hareketi) dönüştürmektir.

Yazılanlar tamamen doğruları, mutlak yapılması gerekenleri içermeyebilir. Mukayese ve muhakemesi, nazariyesi ve zaviyesi eksik, kusurlu ve belki yanlış bile olabilir.

Ancak tüm bunlara rağmen ‘klon’ algısı oluşturmamak ve fikri, felsefi zeminden, bir önerme ve konumlandırmadan uzak “salt bir yardım kuruluşu” şeklindeki muhtemel yapılanmaya, anlatma, aktarma ve hissettirme gücü ölçeğinde engel olmaktır.

“Bu ülke”de, başta eşya ve hadiseleri (konumuzla ilgili olarak her bir TV kanalının kurduğu yardım derneklerinin faaliyetlerini) 50 derecelik açısıyla kamera objektifine ve üzerindeki flaşın aydınlatma (ışık tutma) alanına girenler/giremeyenler olarak süregelen gösterim şeklini reddedip objektifin alamadığı ve flaşın ardında, karanlıkta kalan 310 derecelik açının da içinde bir şeylerin var olduğunu ve onların asla görünmediğini ve esasen o görünmeyenlerin insanların yanında, yanı başında olduğunu, bakılırsa görüleceğini, dinlenirse duyulacağını ve aslında görülemeyenin kişinin kendisi olduğunu bir kez ve belki ilk kez hatırlatmaktır.

Bu çağrıyı tevarüs edecek birilerini beklemektir.

Özü, ruhu, fikri ve niyeti baki ve saklı kalmak üzere ayrıntıları talip, matlup ve konjonktüre ilişkindir.  


HAREKETİN HEDEFİ

İnfakı, zekât, fitre ve sadaka gibi kurumsal alanın dışında maddî ve mana ciheti olan çok geniş kapsamlı ve güçlü bir temel yönlendiriş olarak görmek ve göstermektir.

İnfakın ve infak buyruğunun asıl gaye ve hikmetinin ekonomik dengesizlikleri gidermek ve böylece sosyal düzeni ıslaha yönelik reform yapmaktan önce, bu neticeyi birey ve toplum ölçeğinde sağlayacak olan “zihinsel dönüşüm”ü gerçekleştirmek olduğunu anlatmaktır.

İnfakın bilinçlendirme ve altyapısını oluşturma alanını kişisel, toplumsal, kurumsal, yöresel, bölgesel, ulusal ve küresel ölçekte tanımlamaktır.

Bu tanımlama ve yönlendirişe ulaşmak için tüzük, amaç, hedef, tarif ve ilkelere uygunluk kaydıyla her türlü kişi, kurum ve grupla resmî, formel, yazılı, sürekli ve hukukî ilişki kurmak ve işbirliği yapmaktır.  

Sorunsuz toplumu oluşturan bireydeki değerlerin tek tek ve toplu halde fikirden fiile geçmesini birey ve toplum nazarında sağlamaktır.

Rızaya, şefaate ve himmete ulaşmak, bunlara ulaşmak yanında başkalarının da bunlara ulaşma matlup ve maksudunu bu yöntemle vermeye çalışmaktır.    


HAREKETİN AMACI

Doğruluk, iyilik ve güzellik ana başlığında sınıflayabileceğimiz kardeşlik, diğerkâmlık, paylaşma, yardımlaşma, dayanışma gibi üstün niteliklerin önce bireylerin, sonra toplumun bilinç ve gündeminden kaybolduğu, kişisel ve sosyal ilişkilerin adeta çözülme noktasına geldiği günümüzde, yukarıda zikredilen fezaili (faziletleri) önceleyen gerçek bir infak ve infak bilinci seferberliğine ihtiyaç olduğu muhakkaktır.  

Onca yozlaşma ve değişime rağmen Türk halkına (toplumsal bilinçaltı itibariyle) ecdadından miras kalan ve tamamen dinî kaynaklı olan üstün dayanışma, yardımlaşma, paylaşma duygusunu iyilik, doğruluk, güzellik vasıflarıyla pekiştirmek; fikir planından çıkarıp fiil haline dönüştürmek; diğer yardım, paylaşım ve dayanışma proje ve hareketlerinin de, bu potansiyeli ortaya çıkarıp altyapı ve bilinçaltı oluşturmak suretiyle önünü açmaktır.   

Paylaşım, yardım ve dayanışmayı yalnızca maddî (zekat, sadaka, fıtr, öşür, isar, sebil gibi) cihet, fikir ve amelde değil; manevi (selam, tebesüm, ilim, nezaket, zaman, ilgi, şefkat, ahlak, komşuluk, arkadaşlık gibi) cihet, fikir ve amelde de din, dil, ırk, mezhep gibi demografik niteliklere bakmaksızın öncelik sırasını gözeterek yapabilmenin bilincini verebilmektir.  

Zikredilen değer ve meziyetlerle ideal bireyden ideal topluma ulaşmak amaçlı irşat faaliyetlerine hizmet etmeyi de bu yöntemi bir vesile saymaktır.

Özelden genele, birinciden sonuncuya bu amaç ve hedeflerin yanı sıra asıl amaç; kimseyi kırıp dökmeden, incitip rencide etmeden Allah (cc) rızasını kazanmak; bunun için de, bu hareketin fikir ve amel safhasında yalnızca nasip itibariyle yer alan kişilerin zikredilen değer, meziyet, nitelik, vasıf, fazilet ve kavramları ilk önce kendi nefsinde yaşamasını sağlamaktır.

Ve hiç olmazsa bir (1) kişinin dünya ve ahiret hayatını etkiler nitelikte olumlu, faydalı bir değişime vesile olmak ve o bir (1) kişinin de aslında yalnızca kişinin kendi nefsi olması gerektiğini bilmektir.  


HAREKETİN FAALİYETLERİ

Maddî İnfak
Yapma
Önerme
Bilinçlendirme, Altyapı ve Model Oluşturma
Zekât
Sadaka
Fitre
Kurban
Gıda Bankacılığı
Her Türlü Taşınır, Taşınmaz Mal ve Mülke İlişkin İnfak   

Manevî İnfak
Yapma
Önerme
Bilinçlendirme Altyapı ve Model Oluşturma
Ahlak
Bilgi
İlgi
Zaman
Sevgi
Saygı
Nezaket
Zarafet
İyilik
Doğruluk
Güzellik
Estetik
Derinlik
…

Bilinçlendirme, altyapı ve model oluşturma amacıyla hem maddî hem de manevî infakı kapsayan konularda söyleyeceği sözler, yapacağı faaliyetler:

“Fakir”liğin azaltılması
“Fakr”lığın artırılması
İnsan Hakları  
Ahlakî Yozlaşma
Kültürel Yozlaşma
Dil, Türkçe
Saygı, Tahammül, Ortak Yaşam
Aile İlişkileri
Kuşak Çatışması
Komşuluk
Okuma, Yazma 
Verimlilik
Girişimcilik
Toplam Kalite
İş ve İşçi Bulma
Sağlık
Organ Bağışı
Kan Bağışı
Sokak Çocukları
Mahkûm Aileleri ve Yakınları
Alkol, Uyuşturucu Maddeler
Sigara
Trafik
İsraf
Kaynak, Zaman İsrafı
Ekmek, Gıda İsrafı
Tasarruf 
Erozyon, Ağaçlandırma, Orman, Çevre
Şehircilik, Şehirlilik 
Vakıflar ve Vakıf Kültürü
Taşınır Taşınmaz Her Türlü Tarihi Eser
Kaybolan Meslekler 
Sanat
…  

Bu konunun ehem ve mühimini izah için şu “iki örnek bile” herhalde yeterlidir:

“Bir karış toprağın kaybedilmesine” rıza gösterilmemesi hem siyasi duruş hem vatanperverlik hem de milli bütünlük itibariyle övgüye değer bir gösterge olarak sunulurken erozyon, çölleşme, yanlış tarım, orman yağması, ağaçlandırmama gibi etkenler nedeniyle “Kıbrıs adası büyüklüğünde toprak” kaybının üstelik her yıl artan miktarda yaşanıyor olması gözlerden, gönüllerden ve gündemlerden ne kadar da uzaktır.

Bir kişinin ölümü veya öldürülmesi siyasi, ulusal ve uluslararası cihette fazlasıyla yankı bulurken örneğin her yıl ortalama bir kasaba / ilçe nüfusu kadar insanın kaybedildiği, ortalama bir il nüfusu kadarının yaralandığı veya sakat kaldığı, sebeplerinin de ezici unsur olarak insan ve kurallara uymama (saygısızlık, düşüncesizlik, dikkatsizlik) olduğu düşünülürse vahamet daha da kolay kavranabilir.

Avrupa’daki motorlu araç / kaza oranı istatistiği ile Türkiye’deki motorlu araç / kaza oranı istatistiği karşılaştırıldığında aradaki korkunç uçurum (neredeyse 1/10) insan ve insana dair değerlerin önemini ortaya koymaktadır. 

Nitekim 1990 – 1999 yılları arasında 2.762.131 trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazalarda 57.334 kişi hayatını kaybetmiş, 1.031.599 kişi de yaralanmış veya sakat kalmıştır. Maddi hasar ise neredeyse ifade edilemeyecek kadar fazladır. Bu rakamların 1990 – 1999 yılları arasındaki istatistiği yansıttığını ve özellikle 2000 sonrası adeta patlayan motorlu araç ve buna paralel olarak artan kaza sayısını da tekrar hatırlatmakta yarar vardır.

Diğer mevzular için de iç yakıcı benzer istatistikler elbette sıralanabilir.

Maddî infakların bu hareket üzerinden daha fazla yapılmasını sağlamak.  

Mana, derinlik, değer infakı olduğunu da hatırlatmak. Bu konuda bir yöneliş, bilinçlenme ve seferberlik oluşturmak.

İnfakın her iki yönünü de gözeten, üslup ve içeriği çizgi üstü olan pazarlama iletişimi çözümleri üretmek, yapmak, yaptırmak, her türlü mecrada yayımlamak.   

İnfakın her iki yönünü de gözeten önerme, bilinçlendirme, altyapı oluşturma faaliyetleri yapmak. Konferans, panel, seminer, şura, ziyaret, duyuru… gibi.

...

Esasen yukarıda zikredilen konu ve alanlarının her biri başlı başına, bağımsız ve çok geniş kapsamlı ekipler, kurumlar, altyapılar ve hülasa hizmetler gerektirmektedir. Ve belki, kapsam itibariyle bir yardım kuruluşunun altından kalkamayacağı yoğunluktadır. İnfak’ın da bunları gündeme getirmekteki gayesi, maddî manevî tüm infak unsur ve konularını gerçekleştirmek suretiyle kendinde toplamak değil, buna ilişkin bir büyük infak seferberliği ve bilinci oluşturacak numunenin nüvesini sunmak, bir büyük toplumsal fikrin kıvılcımı çakarak her bir konunun farklı farklı infak faaliyetleriyle, seferberlikleriyle bihakkın yerine getirilmesine vesile olmaktır. 


TANIM ve YAKLAŞIMLAR

“İnfak” Arapça bir hukuk terimi olarak, ‘Nafaka verip birinin geçimini temin etme, besleme’ anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de infak gerek tek başına gerekse iman ve namazla birlikte anılmak suretiyle 200’den fazla yerde geçmektedir. Dolayısıyla yalnızca bu bile infakın dinî ve dolayısıyla ferdî, içtimaî ve iktisadî önemini açıklamaya yetmektedir. 

“Zekât” ise, nisap miktarı (80,18 gr altın karşılığı) malın üzerinden bir yıl geçtikten sonra belirlenmiş asgarî miktarı zekât alabilecek niteliği haiz kişilere vermektir. İmanın beş esasından biridir ve oranı da kırkta bir ya da % 2,5’tir. Bu oranın altına asla inilemez. Bu oranı asgarî limit olarak birebir yerine getirmek dinin kesin emridir. Ancak bu oranın üzerine çıkılması gönüllülük / takva gerektiren bir durumdur. Kuran’da Allah (cc) ve hadislerde Hz. Peygamber (sav) zekâtı kesin olarak emretmekle birlikte (zekâtın asgarî miktarının üzerindeki) infakı da tavsiye etmekte, ayrıca infak edenleri övmekte ve müjdelemektedir.

[Bu anlamda infak; zekât ve sadakayı da içine alan ancak onunla sınırlı olmayan, farz, vacip ve sünnet ölçüleri doğrultusunda mal, mülk, para sarfiyatı ve tasarrufunun yanında manaya ait fayda, değer, vasıf ve varlıkları imkânlar, seviyeler ölçüsünde sarf etmeyi de içeren çok geniş bir çehre ve anlamda düşünülmelidir.]

Edep infakı, ilim infakı, selam infakı, tebessüm infakı, iyilik infakı, doğruluk infakı, güzellik infakı, ahlak infakı, estetik infakı, zarafet infakı, nezaket infakı, saygı infakı, sevgi infakı, şefkat infakı, merhamet infakı, ilgi infakı, zaman infakı, yardımlaşma infakı, güzel insan olma gayreti gösterme infakı, hakkı ve sabrı tavsiye infakı gibi…

Böylece bizzat infak kavramının kendisi, “herkes infak edebileceği kadar zengindir” ilke ve anlayışında (serlevhasında) açıkça görüldüğü gibi herkese, imkânları ölçüsünde, kişiye özel bir infak modeli öngörmekte; bu maddi ve manevi sorumluluğu, asgarî zorunluluktan (farzdan) daha fazlasını yerine getirmek üzere gönüllülere (takva sahiplerine) hatırlatmakta ve hassaten önermektedir.

Nitekim bu husus, Osman Nuri Topbaş’ın ‘Vakıf İnfak Hizmet’ adlı eserinde, benzer yaklaşımla şu şekilde ele alınmıştır:

“Allah (cc) için vermenin umumî ismi olan sadaka ve infakın çeşidi çoktur.

Sadaka ve infak, var olanı vermekten başlar. Buna göre, yarım hurmayı vermek dahi bir infak olup kulu cehennem ateşinden muhafaza eder. Dolayısıyla Rasûlullah (sav) her mümini zengin kabul eder. Çünkü O, hadis-i şeriflerinde mümindeki emr-i bi’l ma’rûf, mazlûma yardım, mümini teselli, muzdarip gönülleri sevindirme, yoldan eziyet verici şeyleri izâle, hasta ziyareti vb. hususların da birer sadaka, yani infak hükmünde olduğunu beyan buyurmuştur. Bunlar ise, mali güce bağlı olmayan hizmetlerdir. Bu demektir ki, en güçsüz müminin bile gerçekleştirebileceği pek çok sadaka ve infak çeşidi mevcuttur.

Gerçekten hayır, yalnız mal ile yapılmaz. Bir işte yol göstermek, teselli etmek, nasihat etmek ve insanlara tebessümle yaklaşmak gibi sayısız ve herkesin muktedir olabileceği fiiller de cemiyetin huzur ve sükûnunu, kardeşlik duygularının kökleşmesini ve içtimai yardımlaşmanın gerçekleşmesini sağlayan amillerdendir.”  

Maddi ve manevi infak hususu, Bakara Suresi 3. ayetinde de yer aldığı şekliyle merhum Elmalılı Hamdi’nin ‘Hak Dini, Kur’an Dili’ adlı eserinde şu şekilde tefsir edilmiştir:

“Ve mimma razagnahüm yunfigun.’ ‘Ma’ kelimesinin Türkçe’deki en doğru karşılığı ‘şey’dir. Gerçi ‘ma’ mutlak anlamda veya genel olarak ‘şey’ manasında kullanılabilirse de asıl manası, akılsız olan şey veya şeylerdir (eşya). Yani nesnelerdir.

Rızk, esasen Arapça’da nasip manasında isim olup ‘rezekna’ onun fiilidir. Ehl-i Sünnet’e göre şer’i anlamı da, sözlük anlamı da aynıdır ki “Cenab-ı Allah’ın canlılara gönderip faydalanmalarını nasip ettiği şey” diye tanımlanır. Dolayısıyla mülk olsun olmasın, yenilen, içilen ve başka şekilde kullanılan, bilfiil faydalanılan mallar için kullanıldığı gibi evladı, eşi, çalışma ve ameli, ilim ve bilgileri de kapsar.”

Merhum Elmalı’nın bu yorumundan şu sonucu çıkartıyoruz: Bir şeyin rızık olması için faydalanılması (fayda) şartı vardır. Faydalanılan (ve/veya başkalarına faydalı olan) her şey bu anlamda rızıktır. Bakara 3. ayette yer aldığı üzere Müminler (faydalanılan, başkalarına da faydası dokunan, dokunma potansiyeli olan) her türlü rızkı infak ederler. Etmelidirler.

Yeri gelmişken infakın maddi yönüne ilişkin şu değerlendirmeyi de yapabiliriz: İçinde yaşadığımız ekonomik ve sosyal düzensizliğin birincil müsebbibi olan “hakkın olmayanı almak” şeklinde ifade edilebilecek “faiz” kurumunun panzehiri, “hakkın olanı almak” şeklinde tanımlanabilecek “kâr payı” sistemi değil, “hakkın olanı vermek” şeklinde vasıflandırılabilecek “infak” müessesidir. 

Vakıf: Sözlük yönünden Arapça ‘vegafe’ kökünden gelen durma, durdurma, bağlama, kımıldatmama, alıkoyma anlamındadır. Terim olarak; Ebedi surette Allah (cc) yoluna verilmiş, bağışlanmış mülktür. Vakfetmek ise; Bir mülkü ebedi olarak Allah (cc) yolunda vermek, bağışlamaktır. İnfak duygusunun yoğunluğunun, bilincinin içtimaî sahada önemli bir göstergesi vakıflardır.

Vakıf, İslam medeniyetinin gerek yaşam standardı, konforu gerekse şehirlilik anlamındaki anlayışının ferdî, içtimaî ve iktisadî tasavvurunun en büyük tezahürüdür. Vakıfların, devlet üzerindeki sosyal hizmetler yükünün alınmasından faydalı bir iş, iyilik ve hayır yaparak (sadakayı cariye bırakarak) ferdî huzurun sağlanmasına, sorunsuz ve/veya sorunları en aza indirilmiş toplumun oluşturulmasından sosyal tabakalar arası farkın makul, kabul edilebilir düzeyde olmasına kadar sayısız yönde olumlu, ıslah edici sonuçları vardır.

Sorunsuz toplum oluşturma anlayışının sıkça verilen örnek ve tarihi vakalarla da sabit olan göstergesi şudur: Bir hayır, hasenat, infak kurumları olarak vakfiyelerin insan, toplum ve sosyal konulara yönelik hizmet önceliklerini hakkıyla tamamlayarak diğer canlılara, göçmen kuşlara, yabanî hayvanlara şamil olacak kadar götürülmesidir. 

Yine merhum Cemil Meriç’in ‘Osmanlı toplumunda dram yoktu ki, roman oluşsun’ sözü sorunsuz toplum oluşturma anlayışının tezahürünü tespit açısından oldukça önemlidir.

Bu anlayış Asrı Saadet’ten günümüze sürdürüle gelmiş; Selçuklu ve özellikle Osmanlı dönemlerinde hem nitelik hem de nicelik itibariyle zirveye ulaşmıştır. Bu doğrultuda ‘bir vakıf medeniyeti’ ifadesi herhalde, tam olarak Osmanlı dönemi için kullanılabilir. Sonraki dönemde bu vakıf anlayışının bırakınız yeteri düzeyde devam ettirilmesini, mevcut vakfiyelerin bile korunamaması konjonktüre, yaşanılan sosyal ve siyasal değişimlere ilişkin bir husustur.     

Esasen vakıf, vakfiye ve vakfetmek konusunda 20. yy sonrası toplumsal değişim ve dönüşümle birlikte günümüzü de dikkate alarak şunları ifade edebiliriz: Vakıf, ‘vakfetmek’ kavramından da anlaşılacağı üzere öncelikle bir tahsisattır. Bir teşkilat olması bu tahsisatın bihakkın, yerinde, verimli ve makul kullanımı niyetiyle gelen bir durumdur. Vakfın kurumlaşma (vakfiye) ihtiyacı da bu yapısal durumun bir sonucudur.

Ancak günümüzde kimi vakıflar, bir tahsisatın vakıf senedi uyarınca irade ve idare edilmesi için kurulan teşkilatlar olmaktan çok tahsisatı olmayan teşkilatlar, eşya ve hadiselere ortak bakış ve tavır geliştiren insanların bir araya gelerek oluşturdukları dernek çizgindeki sivil toplum kuruluşları olarak işlevlerini icra etmektedir.

Bu durum, yukarıdaki tanımlar ve tarihi uygulamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde vakfın temel işlevinden uzaklaşıldığı sonucu çıkar ancak iyimser bir yaklaşımla ‘vakfetmek’ eyleminin zaman, ilgi ve bilgiyi kapsadığını ve yapılan hizmetlerin de ‘faydalı’ olduğunu varsayarsak ikincil (dolaylı) işlev (teşkilat) itibariyle devam ettiğini herhalde söyleyebiliriz.

Ve fakat bu yorum da, birey ve toplum olarak vakıf ve infak kültüründen vakfın temel (birincil) işlevi itibariyle ecdad-ı güzine nazaran hayli uzaklaşıldığı gerçeğini de herhalde değiştirmez.            


HAREKETİN İÇERİĞİ ve ÜSLUBU  

Hareketin İçeriği

Hareketin başlangıç itibariyle öncelikli faaliyeti, hedef kitlemizin hedef kitle sıralamasındaki önceliğine dikkat ederek maddî infaklarını (zekât, sadaka, fıtr, bağış…) bu hareket vasıtasıyla yapmalarını önermek...        

İkinci olarak maddî infakların (zekât, sadaka, fıtr, bağış, gıda ve benzeri temel ihtiyaç maddelerinin bankacılığı…) gerçek ihtiyaç sahiplerine uygun zaman, mekân ve şartlarda ve varsa belirtilen nitelikte ulaştırılmasıdır. 

Üçüncü olarak infak edenlere, maddî infakların (zekât, sadaka, fıtr, bağış, gıda ve benzeri temel ihtiyaç maddelerinin bankacılığı…) gerçek ihtiyaç sahiplerine uygun zaman, mekân ve şartlarda ve varsa belirtilen nitelikte ulaştırılması hizmetine İnfak Hareketi’nin istese de yetişemeyeceği gerçeğinden hareketle -ola ki- yanıbaşında yer alan her türlü –muhtemel- ihtiyaç sahiplerini görmesi, duyması, bilmesi, araması gerektiğini hatırlatmaktır. 

Dördüncü olarak başta birincil hedef kitlemiz olmak üzere hedef kitlemizin tamamına infakın maddî cihetinin (zekât, sadaka, fitre, bağış…) olmasının yanı sıra manevî (güzellik, iyilik, doğruluk, estetik, derinlik, şefkat, merhamet, ilgi, bilgi, zarafet, nezaket…) cihetinin de en az maddî infak kadar ehem ve mühim olduğunu göstermektir.

Bu sırlama (maddî, manevî infak olarak) zaman içinde şartlar gereği değiştirilebilir.

“Pazarlama iletişimi”ne yönelik her türlü faaliyet ve uygulamalar da bu içeriğin çizgisinde yapılmalıdır.


Hareketin Üslubu

Başta hareketin adı, künyesi, logosu, amblemi olmak üzere basılı malzemeleri, konumlandırması, hizmet ve hareketin sözlü ve yazılı anlatım, aktarım ve tanıtımı duygu, vicdan ve iyi niyet sömürüsü, istismarı ya da en hafif tabiriyle bu duyguların kullanımı şeklinde bir ajitasyon algısı oluşturmayacak nitelikte olmalıdır.      

“Pazarlama iletişimi”ne yönelik her türlü faaliyet ve uygulamalar da bu çizgide yapılmalıdır.

Hareketin çıkış noktası, yaslandığı sosyal yapı ve düzlemi asla göz ardı edilmemekle birlikte ‘angaje yapı’ algısı oluşturulmamalıdır. Her konuda olduğu gibi burada da ‘itidal’ tercih edilmelidir. İster kişi, ister kurum olsun yerel, bölgesel, ulusal, uluslararası ölçekteki her türlü ilişkide de bu itidal geçerli olmalıdır.  

Yardım yapma ve yardım bilinci oluşturmaya ilişkin yapılan faaliyetlerde ve bunların mesaja dönüştürülerek pazarlama iletişimi enstrümanlarında kullanılmasında talep, tepki ve tavır oluşturmaya yönelik olsa bile ‘romantik’, ‘sürrealist’, ‘içli’, ‘hisli’, ‘ağlak’ ve ‘siyah beyaz’ bir mesaj üslubu (ve ondan bağımsız olmayan içerik) tercih edilmemelidir.      


KONUMLANDIRMA

Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve özellikle siyasal yapının (kişi ve esasen kitlelerin eşya ve hadiseleri ortak biçimde yorumlama refleksinden oluşan farklılığın) bir sonucu olarak yardım, paylaşım ve sosyal yardımlaşma kuruluşlarını (ve bunlara ait hizmet ve faaliyet türlerini) beş ana kategoride değerlendirebiliriz.  

Birincisi, piyasa ve sermaye gücüyle beslenen, bu güç ve beslenmeyi pazarlama iletişimi profesyonellerinin desteğiyle birleştiren, varlık nedeni, vizyon ve misyonunu da “kurumsal/sosyal sorumluluk” üst başlığıyla niteleyen TEMA, TEGV, TOG, AÇEV, LÖSEV, ÇYDD, DHKD gibi kurumlardır.

İkincisi, yarı resmi veya yarı özerk konumdaki KIZILAY, TDV, Mehmetçik Vakfı, TSKGV gibi kurumlardır.    

Üçüncüsü, ülkemizin önde gelen sermaye gruplarının hem “sosyal sorumluluk” hem de “kurumsal sorumluluk” adıyla gerek birinci kategorideki kurumlarla, gerek tek başına gerekse (sivil, özel veya resmi kuruluşlarla oluşturulan)  bir sponsor konsorsiyumunda yer almak şeklinde yürüttüğü faaliyetlerdir.  Bunlar genellikle eğitim, sağlık, trafik, çevre, anne sağlığı, çocuk sağlığı, nüfus planlaması, kız öğrenciler, bireysel engel gibi sosyal konulara hasredilmiş (kurumsal kimliği ve bütçesi olan) bağımsız projelerdir.  

Bu proje ve faaliyetler Pazarlama bilimi açısından PR (Public Relations), Halkla İlişkiler’in sponsorluk bölümünde yer alır.

Genel uygulama biçimi ‘x üründen alınması durumunda elde edilecek kârın x miktarının belirlenen sosyal sorumluluk projesine aktarılması ve bu ürünün tüketilmesi suretiyle de tüketicinin bu işe ortak/destek olması’ şeklindedir.   

Kimi zaman da firmanın belli oranda bütçeyi, adının (logosunun) bu projenin iletişim faaliyetlerinde yer alması karşılığı, doğrudan aktarması şeklinde gerçekleşir.     

Dördüncüsü ise, yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma gayretinin mesnedini, izhar etmese de, ‘Allah (cc) rızası’na dayandıran ve bu doğrultuda hareket eden, ‘cemaat’ olarak bilinen kesimlerin sivil toplum kuruluşlarıdır. Bunların neredeyse tamamı eğitim ve irşat eksenli faaliyet yürütmekte; yanı sıra Ramazan ayı ve bayramı, Kurban bayramı, zekât, bağış, sadaka gibi maddî infak çeşitlerini kabul etmekte; kabul edilen bu infaklar genellikle kurumun eğitim ve irşat faaliyetlerinde kullanılmakta; zekât ve diğer hayır, hasenatlar kurum dışındaki ihtiyaç sahibi olan yakın çevreye ulaştırılmaktadır.

Bu faaliyetlerin kimisi de sivil toplum kuruluşu olmaksızın tamamen gönüllü kişiler eliyle formel olmayan yollardan yapılmaktadır.    

Son ve beşinci olarak bu yardım, paylaşım ve dayanışma gayretini yaslandığı medya, basın yayın ve sosyal yapı/cemiyet/cemaat gücünü kullanarak görece kurumsal ve görece profesyonel yapan, her ne kadar çıkış noktası belli bir medya grubu ve/veya sosyal yapı üzerinden olsa da kısmen topluma mal olmuş isimleriyle de (bilinirlik yönünden) marka olma yolunda ilerleyen kuruluşlardır.  

Bunların en başta geleni hem ilklerden olma, hem topluma geniş kesimlere ulaşma itibariyle mal olma ve hem de hizmet çapı itibariyle en büyük olması yönünden Deniz Feneri’dir.

Daha sonra İHH, İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsanî Yardım Vakfı’nı zikredebiliriz. Esasen bu kategorideki ilk kurum İHH’dır. İHH, 90’lı yılların başında Bosna Savaşı sırasında bölgeye, Avrupa’daki Müslümanların üstün gayretiyle yardım ulaştırılması amacıyla kurulmuştur.

Ardından Kimse Yok mu Derneği ve Cansuyu Derneği gelmektedir. Bunların yanı sıra, yine bu kurumlardan ilham alarak hizmet yürüten küçük çaplı, yerel dernek ve vakıflar vardır.      

“Yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi” bu itibarla hemen yukarıda zikredilen kurumların yer aldığı kategorinin (niyet olarak değil, hizmet üslubu ve içeriği olarak) dışında olmakla birlikte en yakın bu kategoriye dâhil edilebilir.

Ancak Deniz Feneri’nin, İHH’nın, Kimse Yok mu Derneği’nin ve Cansuyu Derneği’nin çıkış noktasını ve yaslandığı sosyal düzlemi göz önünde bulundurarak onların bir rakibi (hayır yarışında bir rakip) gibi asla davranmayacak ve çıkış noktası itibariyle bir sosyal düzleme yaslanmış olma algısını vermeyecektir.  

Söz konusu hizmet kurumlarının paylaştığı pastadan (hayır, hasenat pastası, dairesinden) bir dilim almak ve bu nedenle onların paylarını küçültmek yerine pastayı büyütecektir.

Pazarlama diliyle söylersek, pazara son giren rakip olarak pazardaki mevcut rakiplerin ‘hayır hasenat pastasındaki’ paylarından belli oranlarda alarak kendi dilimini/pazar payını oluşturmayacak; ‘infak bilinci oluşturma’ olarak ortaya konulan vizyon ve misyonla potansiyelin ortaya çıkarılması için çalışacak; bu ‘infak bilinci’nin fikir planından amel planına geçmesiyle pazarı da büyütmüş, diğer kurum ve kuruluşların da önünü açmış olacaktır.    

“Yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi” vizyon, misyon, konumlandırma, hizmet üslup ve içeriğinin nüvesi şeklindeki geçici adından da anlaşılacağı üzere bir yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma faaliyetleri yürüten bir kuruluş olmak yanında bu “yardım, paylaşım ve dayanışmanın (girişte ve diğer bölümlerde bahsedilen değerler ışığında) bilinci”ni oluşturmaya çalışan “öncü” (vizyoner) bir kuruluş da olacaktır.  

“Öncü kuruluş” olma vizyonu, yüksek mefkûre sahibi kişilerin nasip ve liyakat ölçüsünde bu harekete fikir ve fiil planında katkıda bulunmasıyla daha kolay ve kısa sürede gerçekleşecektir.

Benzer alanlarda faaliyet gösterilse de duruş, tavır, fikir ve fiil itibariyle tamamen farklı olunacaktır.    

Hülasa; konumlandırma, ayrıştırma ve farklılaştırma ve ‘rakiplerinde bulunmayan’lar yönünden bu hareketin duracağı yer: ‘Herkes infak edebileceği kadar zengindir’ düsturuyla ‘infak’ın maddî olduğu kadar ve manevî cihetinin de olduğunu söylemektir. Bunların da bir fikrî, felsefî zemine oturması; akıl, kalp, derinlik, estetik gibi unsurlarla desteklenmesi; ‘infak bilinci’nin hatta seferberliğinin oluşturulmaya çalışılmasıdır.

Esasen en temel fark, maddi infakın (yardım, bağış) salt bu kurum üzerinden geçmesi, yapılması ve burada toplanmasını evvela tavsiye etmekle birlikte ve bundan ziyade, insanlara, maddi infakın bununla sınırlı olmadığını, ‘etrafına’ da bakması gerektiğini söylemek. İkinci olarak bu şekildeki bir maddi infak anlayışının yanında, manevi infakın da en az onun kadar ve belki daha önemli, öncelikli olduğunu, bu konuda da “etrafına” (ve ‘efradına’) bakması gerektiğini hatırlatmaktır.

Toplamda ve toplumda infakı bir bütün olarak her iki yönüyle ele alan bir farkındalık oluşturmak, bir ‘infak seferberliği’ başlatmaktır.    


SWOT ANALİZİ

Eşya, hadise, ürün, fikir, kavram, kişi ve kurumlar pazarlama bilimi ve pazarlama iletişimine göre ‘pazarlanacak bir değer’dirler.  

Bu anlamda ‘her şey’ gibi ‘yeni bir yardım ve yardımlaşma hareketi’ de ‘pazarlanacak bir değer’dir. Ve bu ‘değer’e pazarlama bilimi ve pazarlama iletişimi açısından da bakılabilir.

Konumlandırmaya (positioning) yardımcı olması yönünden durum tespiti için kullanılan en pratik yöntem SWOT Analizi’dir.

Bu değerlendirme, söz konusu ‘değer’in ve onunla dolaylı veya direkt ilişkilendirilen unsurların oluşturduğu güçlü yönler, zayıf yönler, fırsatlar ve tehditlerin belirlenmesiyle yapılır.     

Güçlü Yönler:  

Angaje olunmadan yaslanılan sosyal yapının büyüklüğü ve hareket kabiliyeti, hareket alanının da büyüklüğünü belirleyen temel etkendir. Birbirine dünyevî iş ve ilişki dışında başka etkenler yönüyle bağlı insanların bir araya gelerek ortaya çıkardığı güç, hareketin de en güçlü yönüdür.

Türk halkının 1400 yıllık vakıf geleneğinin takipçileri ve 600 yıllık da Osmanlı vakıf medeniyetinin (ki buna Büyük ve Anadolu Selçuklu dâhil edildiğinde daha uzun bir süre eder) varisleri olması infak (maddi, manevi), vakıf eksenindeki “yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi”nin önünü büyük ölçüde açacaktır.   

Diğer kuruluşların hem künyelerinde hem de uygulamalarında yardımlaşma, dayanışma kavramına gönderme yapması, daha doğrusu hizmet ve faaliyetlerini bu kavramın zemin ve merkezine oturtması, ancak bu projenin de amacını oluşturan ‘yardımlaşma bilinci’ni ‘infakın maddi ve manevi ciheti’ni dolaylı olarak gündemine alması veya tamamen göz ardı etmesi; bu kavramları, unsurları öneren, öne çıkaran, birincil amaç haline getiren ve toplumun yalnızca ezik, sahipsiz kesimlerini değil ‘estetik, derinlik, iyilik, doğruluk ve güzelliğe muhtaç herkesi’ kucaklaması ve bu değerleri hem maddi hem manevi infakın merkezine yerleştiren ‘ilk kurum’ olması; ‘yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi’nin en güçlü ve en belirgin (ayrıştırma, farklılaştırma) yönünü oluşturacaktır.    


Zayıf Yönler:

Yeni bir kuruluş, hareket olmak.

Farklı bir önermeyle (mana infakı, bilinç ve altyapı oluşturma çabası) gelmek.  

Önermesi yapılan bilinçlendirme, altyapı oluşturma, maddî yardım ve paylaşımın estetik, saygı, sevgi, derinlik, nezaket, zarafet, iyilik, doğruluk, güzellik gibi kavramlarla beslenmesi gerektiğini; bununla da yetinmeyip infak veya yardım veya paylaşımın esasen bu vasıf ve değerlerin infak edilmesiyle yapılabileceğini söylemek, önermek, tavsiye etmek, bir değişim ve dönüşümü mümkün olduğunca hemen başlatmak…

Ki bu bile tek başına zor olmakla birlikte salt önermenin zorluğu değil ama önermeden sonuç almanın etki ve tepki oluşturmanın görece zorluğu açısından bir zayıflıktır.

Ancak Beled Suresi bu zorluğa göğüs germenin ve zorluğuna rağmen onu tercih etmenin önemine işaret etmektedir: 

“Ama o göğüs veremedi o sarp yokuşa! (akabeye)
Bildin mi o sarp yokuş ne?
Esir bir boyun (köle) kurtarmak…
Veya salgın bir açlık gününde yemek yedirmektir.
Yakınlığı olan bir yetime…
Veya toza toprağa bulanmış bir miskine!
Sonra iman edenlerden olup da birbirlerine sabrı tavsiye eden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden bulunmaktır!
Ki onlardır işte meymenet sahipleri…”  


Fırsatlar:

‘İnfak’ kavramına isim, bilinçlendirme ve altyapı oluşturma amaçlı yaslanma, kavramı sahiplenme ve bir ilk olarak kullanma ve bu alandaki boşluk.

Hareketin diğerlerinden ayrıldığı noktanın yalnızca isim farklılığından ibaret benzer bir kuruluş görüntüsü veriyor olmaması ve her şeyiyle farklı bir fikrî, felsefî zemine, derinliğe ve önermeye oturuyor olması.  

‘Klonlama’ yardım kuruluşu algısı vermemesi.

‘Bünye’ içerisinde, bu ve buna benzer bir kurumun olmaması. Hatta bu şekilde bir kuruma şiddetle ihtiyaç duyulması.     


Tehditler: 

Nihayetinde yaslanılacak olan sosyal yapı, aynı zamanda tehditlerin çekirdeğini oluşturmaktadır. ‘Angaje olmak’ şeklinde tanımlayabileceğimiz durum genele teşmil edilen hedef ve hedef kitleye ilişkin yaklaşımların uygulanabilirliğini olumsuz etkileyebilir. Ancak “bu ülke”nin kişileri, kurumları, kavramları, eşya ve hadiseleri mesnedini, tanımını ve varlık alanını mutlaka bir ‘sosyal yapı’ içinde bulduğu için bu göz ardı edilebilir bir durumdur.  

Ayrıca sektörde (hayır hasenat sektörü) yeteri (!) kadar kurum (rakip) olması toplumsal ilgi doygunluğuna ve “yeni bir yardım kuruluşu klonu” algısına neden olabilir.

Ülkemizin sosyal ve siyasal yapısı, adını ya da amacını (kavram olarak pek bilinmese de “infak”tan yani) İslamî hassasiyetten (ve terminolojiden) alan hareketin faaliyetlerini kısıtlı (dar) bir alanda (ülkemizdeki toplumsal yapıların keskin farklılığı yüzünden) yapmasına neden olabilir.           

Esasen bu hareket için SWOT Analizi özelinde şunlar söylenebilir: Güçlü yönleri aynı zamanda zayıf yönleridir, tehditleri aynı zamanda fırsatlarıdır. Bu, kendi içinde bir çelişki gibi görülse de değildir. Yapılması gereken, zayıf yönleri güçlü yönlere, tehditleri fırsatlara dönüştürmeye çalışmaktır.


HEDEF KİTLE

Hedef Kitle

Hedef kitleyi yerli ve yabancı* olarak iki şekilde ele almak durumundayız. Bunları da yakın ve uzak** hedef kitle olarak vasıflandırabiliriz.

Yerli Yakın (Birincil) Hedef Kitle

Hedef kitle dairesinin hem merkezini hem de büyük çoğunluğunu yerli yakın (birincil) hedef kitle oluşturmaktadır. Bu hedef kitle, ‘yardım hareketinin’ yaslandığı sosyal düzlemi oluşturan yapının mensuplarıdır.

Bunun dışında yapıya mensup olmamakla birlikte yardım, paylaşma, dayanışma ve özellikle infak duygusunu hisseden ve bu hissi eyleme geçiren/geçirmiş kişiler.       

Yerli Uzak (İkincil) Hedef Kitle 

Yardım, paylaşma, dayanışma duygusunu infak cihetiyle yerine getirmeyenler, getirme gereği duymayanlar.

Yabancı Yakın (Birincil) Hedef Kitle

“Yapı”nın Türkiye dışında yaşayan yeryüzüne yayılmış bulunan mensuplarıdır. Bununla birlikte İslam coğrafyasında yaşasın veya yaşamasın dünyanın herhangi bir yerinde bulunan Müslümanların tamamıdır.   

Yabancı Uzak (İkincil) Hedef Kitle  

Yerli yakın, yerli uzak, yabancı yakın hedef kitle dışındaki tüm insanlıktır.

Bu itibarla ‘yardım ve yardım bilinci hareketi’nin hedef kitlesi irşat hizmetinin hedef kitlesiyle (toplamda) örtüşmektedir. Nihayetinde bu ‘hareket’ de irşat hizmetinin başka bir organı ve sebepler dairesinde vesilesi olmak amacıyla yola çıkmıştır.      

*“Yerli, yabancı” sıfatı ‘ecnebî’ anlamında değil, coğrafi olarak Türkiye’nin dışında/içinde durumunu belirtmek amaçlı kullanılmıştır.   

**“Uzak, yakın” kavramı, bir sıfattan ziyade pazarlama dilindeki anlamı gözetilerek hedeflere ilişkin bir uzaklık, yakınlık durumunun derecesini izah için kullanılmıştır.


ÖNERİLER

Önerilerdeki sıra, önerilerin önem ve öncelik sıralaması yanında kronolojik sıralamasını da gösterir.      

‘Yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi’ne ilişkin isim, künye ve ‘motto’ ile ilgili kurumsal öğelerin tespitinin ‘geçici/kurucu yönetim kurulu’na bırakmakla birlikte yönlendirme amacıyla şunlar önerilebilir: 

İnfak ve İnfak Bilinci Hareketi/Vakfı/Derneği
‘Herkes infak edebileceği kadar zengindir’

İnfak, İslam terminolojisine ait, birçok kurum ve kavramı da ihtiva eden bir üst kavramdır. ‘Yeni bir yardım ve yardımlaşma bilinci hareketi’nin hem isim, hem künye, hem ‘motto’ ve hem de terminolojiden hareketle üslup ve içeriğini, tarif ve tanımını genel bir şekilde yapan, dahası özetleyen şamil bir niteliği haizdir.

Bu yüzden hem kendisi hem de ihtiva ettiği kurum ve alt kavramları yönüyle çok güçlü bir mesajdır. Ülkemizde bu kavramın bu ve buna benzer bir iş için kullanılmıyor olması da ilk olmak ve fikir orijinalliği cihetiyle büyük bir avantaj sağlamaktadır.            

‘Herkes infak edebileceği kadar zengindir’ ‘motto’su da amaç, hedef ve öneri olarak oldukça dikkate değerdir. İnfak’ın yukarıda değinildiği üzere maddî ve manevî olarak yapılabilirliği, ayet tefsirinde de belirtildiği üzere ‘fayda sağlamak’, faydalı olmak’  ‘fayda ortaya koymak’ hususu dikkate alındığında bu ‘motto’nun gerek tek gerekse logo/künye ile kullanımı ‘bir infak modeli ve önerisi değeri’ taşıdığı muhakkaktır.

Çünkü herkes maddî anlamda da, manevî anlamda da infak edecek kadar gerçekten zengindir. Bunların hiçbirisine istediği halde, ola ki gücü yetmeyen ‘Ya hayır söyler, ya da susar’ veya ‘dua eder’. Bu da bu hareketin irşadın organı olması nedeniyle irşat eksenindeki aslî gayesindendir.    

Kısaca; ‘parça bütünün habercisidir’ ilkesi gereği bu isim, künye ve ‘motto’ bu ‘proje taslağı’nda yazılanların ve hatta kelimelere dökülüp yazılamayanların ‘tam anlamıyla’ bir karşılığı ve hülasası niteliğindedir.        

Ancak tüm bu güçlü yönler, avantajlar yanında, “infak”ın İslamî terminolojiye ait olması nedeniyle Türkiye’nin sosyolojik ve sosyopolitik yapısı gereği bu kavram ‘kamuya mal olma’, ‘genele açılma’ ‘kabullenilme’ açısından hedefler itibariyle aksamaya neden olabilir.  

Ancak hem ülkemizin hâkim nüfusu, hem hedef kitlenin ağırlıklı nüfusu açısından ‘farklı algı riski’nin oranı çok düşük olabileceğine göre göz ardı edilebilir.       

İsim seçme, belirleme konusunda ayrıca şunları da söyleyebiliriz:

Bu konuda dikkat edilmesi ve yapılmaması gereken en önemli şey, hareketi (Deniz Feneri, Kimse Yok mu?, Cansuyu, Kıyıdaki Hayatlar ve sair örneklerde olduğu üzere) düşkünlere maddî yardım yapan bir kuruluş boyutuna hapsetmektir.

Buradaki en önemli risk hareketin adını, künyesini ve ‘motto’sunu tamamıyla ‘yalnızca maddi yardım yapar’ algısına hasredecek şekilde belirlemekle olabilir.  

‘Hareketi’ ‘yalnızca maddi yardım yapar’ algısına hasretmek ve hapsetmekten daha önemli bir risk de isim, künye, logo, motto ve duruş, konum olarak hareketin ilgi alanının toplumun yalnızca ‘ezilmiş, fakir, garip ve alt kesimleri’ olduğu zorunlu sonucunu çıkaracak tarzda belirlemektir.     

Şüphesiz maddi olarak yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma çok önemlidir. Fakat bunun gerek bilinçlendirme, harekete geçirme yönünü gerekse manevî yönünü ihmal etmek ‘çifte sonuç, kazanç ve fayda’dan hem mahrum olmak hem de mahrum etmek olacaktır. 

Hizmet ve hareket, olan güçle yalnızca bu (maddî) gayeye hasredilse bile ülkemizin, bölgemizin, dünyamızın şartları gereği bu amaca nitelik ve nicelik olarak yetişmek mümkün olamayacaktır. Hizmet etmek yanında harekete geçirmek ve potansiyeli ortaya çıkarmak, kaynakları da çoğaltacağından ‘mümkün’e olabildiğince çok yaklaşılacaktır.   

Bununla birlikte “bu hareket, toplumun yalnızca itilmiş, kakılmış, ezik, sahipsiz, kimsesiz, hasta, dertli, fakir ve garip…’ kimse ve kesimlerine yardım yapar” algısına yönelik isim, künye ve ‘motto’ seçimi esasen cihanı ve insanlığın tamamını kuşatan irşat faaliyetleriyle örtüşen çizgi, ufuk ve misyonla (şamil niteliği itibariyle) çelişmektedir.

[Elbette bu unsurlar toplumun kanayan ve tedaviye en fazla ihtiyaç duyan yarasıdır. Ancak bu tek başına yara sarmakla değil, toplumu kendi yarasını sarmaya davet edip ‘bir yara sarma seferberliği’ başlatmakla gerçekleşir.]  

Bu da salt ‘maddî yardım hareketiyle’ değil yardım yapmanın yanı sıra herhalde ‘maddî ve manevî yardım, fayda bilincinin’ verilmesiyle olabilir.

Bu konudaki en büyük risk ve bizce ‘israf’ ise “İnfak” adının, onca potansiyel, avantaj, öncelik, kapsam, orijinalite, değer ve kuşatıcı anlama rağmen  “maddî yardım” konusuna ve ‘klon’una hapsedilmesidir.

Maddî yardım” konusunda bahsi geçen hayır kurumlarının her türlü takdire layık, olağanüstü hizmetleri burada ve özellikle “klon” kavramıyla eleştiri konusu yapılmamaktadır. Bu kurumların gerek içerde ve gerek dışarıda büyük fedakârlıklarla ümmetin yarasını sardığı bilinen bir gerçektir. Ancak bu durum, bir “teşbih” ile ifade edilirse ‘farz-ı kifaye’dir.

Söz konusu ‘israf’, kâfi derecede var olan ‘farz-ı kifaye’lerden biri olmak niyeti değil, ‘farz-ı ayn’ın öncüsü olmak varken ‘farz-ı kifaye’nin takipçisi olarak kavramı, bu şekilde -asla- değerlendirememektir.

Sonuç olarak ‘Yeni Bir Yardım ve Yardımlaşma Bilinci Hareketi’ (İnfak), ‘farz-ı kifaye’nin takipçisi değil, ‘farz-ı ayn’ın öncüsü olmalıdır.


SONUÇ

“Bu(yazıla-)nları belki de yalnızca ifade edilen düşünceleri ya da benzeri düşünceleri, evvelden kendileri de düşünmüş olanlar (algı ve duygu olarak değil; hissetmek yönünden) anlayacaktır”  

Ludwing Wittgenstein – Tractatus –

DUA

“Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.”
Hatem’ül Enbiya (sas)

Umulur ki bu ‘hareket’, niyeti baki kalmakla birlikte bir ‘Kadir Gecesi duası’ olarak kalmaktan çıkıp fikirden fiile bihakkın geçer ve hiç olmazsa bir (1) kişinin dünya ve ahiret hayatını etkiler nitelikte olumlu, faydalı bir değişime neden olur da söz konusu katkı, buna vesile olanların hanelerine sadaka-i cariye ve rıza-i ilahiye cinsinden yazılır ve inşallah ümitlerine şahitlik eder.

Ki o bir (1) kişi de herhalde nefsimiz olmalıdır.      

Umulur ki, bu proje taslağı, kısmen gerçekleşse veya hiçbir şekilde gerçekleşmese bile, kusurlarına rağmen, niyet itibariyle ind-i ilahide kabul edilir de ondan razı olunur.

Âmin.

www.infak.org - www.infaq.org